Ama Yani?

Düşünmeli insan, düşünmeli tekrar düşünmeli sonra belki susmalı belki konuşmalı.

Eğer hafızam beni yanıltmıyorsa lise 2. sınıftaydık. Yatılı kalan arkadaşlarımızın yurduna bir konuşmacı gelecekti ve bizde davet edildik normal olarak. Yaklaşık 40-50 civarında genç ve parlak beyin delikanlılığın verdiği tüm enerji ve heyecanla oraya dolmadık tabii, biraz zorla doldurulduk diyelim gerçekçi olarak. Ardından konuşmaya başladı şuan adı aklıma gelmeyen bu bilgili, heyecanlı ve tecrübeli zat (unutma sebebim belki ilerleyen satırlarda gizlidir). O kadar hoşuma gitmişti ki konuşması sanki gözlerimi birkaç saniye ayırırsam onu sonsuza dek kaybedecekmişim gibi dinliyordum. O kadar güzel konuşuyor ve bizce anlatıyordu ki resmen kendimi kaybetmişcesine kayboluyordum cümlelerinde. Ne anlattı bu kadar derseniz onu da hafızam silmiş, şuan birhayli düşünmeme rağmen aklıma gelmiyor. Tek hatırladığım şu idi bahsi geçen mevzuu da. Bize öyle güzel bir yerden bahsetti ki sanki bana cenneti tarif eder gibiydi ve sonra "Onlarda zaten bu ışık sizin yaşlarınızdayken gözlerinden okunuyordu." eeee.. eeee.. ?? Ya biz? O anı çok iyi hatırlıyorum, bir sonraki kelimenin çıkışı sanki polis çevirmesinde sonucu beklemek gibiydi. Beklenen kelimeler çıkmadı o ağızdan ve o andan itibaren o koskoca gözüken zat artık benim için umut kıran biri oldu. Ne olacaktı sanki aynı gözleri burada da görüyorum deseydin, hani hepimizden göremedin belki tamam ama aranızdan bazılarında deseydin yine hepimiz üstümüze alınıp mutlu olacaktık. İnsanların ağızlarını bu kadar sulandırdıktan sonra yada daha usturuplu söyleyelim; insanları bir şeye o kadar imrendirdikten sonra mevzuuyu muhatabınıza imkansız hale getirmeniz belki en kırıcı davranışlardan biri. Hani şeker yokken canınız çeker üzülürsünüz ama elinde şeker olan arkadaşınızın onu size uzatıp sonrada son anda geri çekip kendi yemesi kadar dokunmaz (koymaz) adama. Yaşamın boyuncu belki onlarca defa hissettiğim bu yoğun duygu bu ana kazık çakmalıyım olmuştu. Bu anı ömrüm boyu unutmamalıyım, nerede olursam olayım ne yaparsam yapayım o an, o tarih, o hisler unutulmamalıydı. O gün elimi ısırıp iz koymuştum unutmama süremi uzatmak için. (Şuan Twitter kullanmam aynı sebepledir. Geçmişe daha rahat dönüp o anlarda hissettiğim duyguları daha rahat yaşayabiliyorum ve olurda hani biri çıkar sahi bir ara ümit diye biri vardı derlerse, ben hayatımın büyük bölümüyle orada olacağım -twitter kapanana dek-)

Ve 10 yıldan biraz daha fazla süre sonra aynı duyguları bugün tekrar yaşadım. Hayalleri için heyecanını kucağına alıp umudun başını okşayarak gelen bir sınıf insan. Ve bu insanlara yardımcı olmak isteyen bir sistem vardı ortada. (Bundan sonra yazacaklarım yanlış anlaşılmaması adına not düşmek isterim ki bir sitem değil bir üzüntümdür. Bu sistem ve sistemdeki kişiler şuana kadar harukulade işlemiş ve başarılı olmuşlardır.) Herkes birçok sıkıntıdan geçip gelmişti oraya, en büyük sermayeleri olan hayalleri ve umutlarıydı. İçeriye biri girdi, kıyafeti duruşu ve yürüyüşü işte ben sizin devletinizim der gibiydi. Hani köye gelen en yüksek mertebeli memur gibi herkes bir an toparlandı hatta ayağa kalkmaya yeltenenler bile oldu hani ama etrafın hareketsizliği onlarının tedirginliğine son verdi. Birkaç Süleyman Demirel nidası ile konuşma ve hareketten sonra anladık ki kendisi, bize eğitim sağlayan kurumun müdürüymüş. Der ve yazar burada sinirlenerek yazmayı bırakır



Yorumlar

Popüler Yayınlar