Hayat -1
Ufak, ufacık, minnacık bir hücre bölünmeye başlar. Ne gözle görebiliriz ne de bölündüğünü hissedebiliriz. Oysa ne kadarda çok şey bilidğimizi iddia ediyoruz. O bölündükçe kendine haiz belirtiler gösterir ve anlarız ki orada bişeyler oluyor. Sonra büyür ve büyür. Artık hacmi ve kütle olarak belirli olmaya başlar. Bize göre artık bir varlığı vardır. Bilmem kaçıncı haftasında ona bir sır verilir, hayat dediğimiz bu yaşamda bazılarına göre binyıllar bazılarına göre milyon yıllar geçmesine rağmen çözemdiğimiz bir sır. O sır ki, cansızı canlı, canlıyı anlamlı kılan, anlamayı sağlayan ve canı can yapan. Aylar beklemek gerekir o korunaklı alanda. Öyle ki ne kadar fiziken ayrı olsa da o cisim, dünyayı duyar hisseder ve etkilenir. O muvizevi sığınağın içerisinde her türlü baskı, sıkıntı, dert, keder, mutluluk, huzur ne varsa bizim his ve duygu olarak nitelendirdiğimiz hepsini hisseder. Ve gün gelir artık o sınığınak dar gelir, artık farkıdır, vücut denildiğini öğreneceği o farklı yapılar değişik yönlerde hareket etmeye başlar. Oysa onlar olmadan ne kadar özgürce davranabiliyordu, şimdi ise hepsinin hareket edebileceği sınırlar var. Belki manalı belkide rastgele hareketler başlar, ve artık sığınağın duvarları bir kafes gibi gelmeye başlar.
O gün gelir, artık terk-i diyar etme vakti gelmiştir. Öyle bir aleme uyanacaktır ki, onu aylarca çepe çevre sarıp sarmalayan bedene o alemin en büyük acısını yaşatacaktır. Artık yeni bir olgu vardır varaloşunda, yaşam. Çok farklıdır bu alem, ağlayarak selamlarsın ama nasıl veda edeceğini hiçbir zaman bilemezsin. Çok şey bildiğini zannedecek, herşeyin elinde olduğunu düşünüp kendisinin karar verdiğini sanacak ama nefes alma denilen o aleme seni bağlayan şeyi düşünmeden bilmeden bilinçsizce yaparsın. Ve yanına yabancı bir turist oturur, soru sormaya başlar....
Yorumlar
Yorum Gönder