Çok mu kalabalığız ?
İnsanoğlu ne çok değiştirmiş hayatı, ne kadar esmişiz gürlemişiz kendi doğrularımızla.
Konya'da gecenin ilerleyen saatleriydi. Arkadaşlara muhabbete gitmiş geri dönüyorduk. Yanımda Ahmet Narin, soy ismi kadar hatta çok daha narin, kibar tam bir beyefendi. Çok sakin konuşan, ağzından çıkan her kelimeyi birçok kez tartıp, bakışlarını bile çok dikkatli kullanan biri. Arkadaşları ile kaldığı evde Onun o ufacık odasına girip saatlerce muhabbet etmek isterdim çoğu zaman. Ama gerek Tarih alanında yaptığı yüksek lisans yoğunluğu gerekse edebiyat aşkından dolayı kitaplarla olan ilişkisinden dolayı çok fazla yeltenemedim bu muhabbetlere. Benim için çok değerli anlardan biriydi; çok sevdiğim şehrin en sevdiğim zamanlarında değer verdiğim bir insanla yapılan eve doğru birkaç kilometrelik gece yürüyüşü...
Konya'da gecenin ilerleyen saatleriydi. Arkadaşlara muhabbete gitmiş geri dönüyorduk. Yanımda Ahmet Narin, soy ismi kadar hatta çok daha narin, kibar tam bir beyefendi. Çok sakin konuşan, ağzından çıkan her kelimeyi birçok kez tartıp, bakışlarını bile çok dikkatli kullanan biri. Arkadaşları ile kaldığı evde Onun o ufacık odasına girip saatlerce muhabbet etmek isterdim çoğu zaman. Ama gerek Tarih alanında yaptığı yüksek lisans yoğunluğu gerekse edebiyat aşkından dolayı kitaplarla olan ilişkisinden dolayı çok fazla yeltenemedim bu muhabbetlere. Benim için çok değerli anlardan biriydi; çok sevdiğim şehrin en sevdiğim zamanlarında değer verdiğim bir insanla yapılan eve doğru birkaç kilometrelik gece yürüyüşü...
Yol boyunca ilerlerken bir ara sessizlik oldu. Gecenin sessizliğine uyum sağlamıştık ikimizde, etrafta koca koca binalar bir ışık yanıyor bir ışık kapanıyor... O kadar çok düşünce geçiyordu ki aklımdan ve eminin onun aklından da, herhangi bir konu hakkında seçilecek herhangi bir kelime ile başlayan hiçbir cümle o düşüncelerime tercüman olamayacaktı. Sonra bir anda durdu, etrafına baktı ve sonrada bana." Ne kadar ilginç değil mi dedi, ne kadar kalabalığız?" İki insan konuşmadan düşüncelerini paylaşması bu olsa gerekti, benimde aklımdaki en yoğun soruyu bana sordu. Baksana şu binalara, bir ışık yanıyor bir ışık kapanıyor. Her birinde insanlar kim bilir neler yaşıyor. Bazıları yarın gideceği ilk işin ilk günü için heyecanla kaparken ışığı, bazıları onsuz ilk gecesinin nasıl geçeceği düşüncesiyle umutsuzca söndürüyor, bazıları bebeğine süt hazırlamak için yakarken ışığı, bir diğeri kalp krizi geçiren babasına su getirmek için koşuyor mecalsizce...
| Nazilli Panorama |
Beni bu eksi günlere götüren görüntü işte burada. Belki siz net göremiyorsunuz resim boyutu sebebi ile ama tam karşınızda 110 bin kişinin yaşadığı Nazilli var. Bu yazıyı okurken belki şöyle kafanızı kaldırdığınızda bu sayıdan fazlasını görebilirsiniz ama işte tam da mevzu bu. Neden bu kalabalık, neden bu sıkışmışlık ve beton yığınları.
Siz hiç elinizi yıkamak için musluğu açtığınızda o musluğun içine girip geriye doğru o boruları izlediniz mi? Hiç düşündünüz mü o su zerresi sizin elinize gelinceye kadar hangi safhalardan geçiyor, nereden alınıyor yada nereden buharlaştı da sonra yağmur olup geri yeryüzüne düştü, en son o su tanesine hangi canlı dokundu? Bundan 400 sene önce bir Fransız kraliçesi mi, yoksa çölde devesini kaybetmiş ve matarasındaki son damlayı dudaklarına yavaşça süren bir bedevi mi?
Siz hiç elinizi yıkamak için musluğu açtığınızda o musluğun içine girip geriye doğru o boruları izlediniz mi? Hiç düşündünüz mü o su zerresi sizin elinize gelinceye kadar hangi safhalardan geçiyor, nereden alınıyor yada nereden buharlaştı da sonra yağmur olup geri yeryüzüne düştü, en son o su tanesine hangi canlı dokundu? Bundan 400 sene önce bir Fransız kraliçesi mi, yoksa çölde devesini kaybetmiş ve matarasındaki son damlayı dudaklarına yavaşça süren bir bedevi mi?
Bu yazı çok uzayacak ama kalan kısmı bir daha ki sefere bırakmalıyım galiba.
Velhasılı basit yaşayalım, Koskoca dünyaya tek tutunduğumuz nefes alıp-vermek kadar basit. Globalleşmek iyi fakat kim için? Dünya ticareti için mi, ekonomi için mi, kültürler arası diyalog için mi yoksa insanlık için mi? Belki de öncelikli hedefimiz insan olmalı tüm dünyayı şekillendirirken. Belki de o zaman 15 milyon kişinin yaşadığı şehirlerde her bir insan yalnızlık ve anlaşılmama sıkıntısı çekmez. Belkide o zaman küçücük evinde oturup evin üç hanesi ile muhabbet ederken 5 kilometre ötedeki en yakın komşusunun gelmesiyle dünyanın en mutlu insanı olan o yaşlı teyzeleri anlarız. Belki de o zaman Ahmet Narin, o derin bakışları ve sessizliğini, muhabbet ve sohbet ile değiştirebilir.
Velhasılı basit yaşayalım, Koskoca dünyaya tek tutunduğumuz nefes alıp-vermek kadar basit. Globalleşmek iyi fakat kim için? Dünya ticareti için mi, ekonomi için mi, kültürler arası diyalog için mi yoksa insanlık için mi? Belki de öncelikli hedefimiz insan olmalı tüm dünyayı şekillendirirken. Belki de o zaman 15 milyon kişinin yaşadığı şehirlerde her bir insan yalnızlık ve anlaşılmama sıkıntısı çekmez. Belkide o zaman küçücük evinde oturup evin üç hanesi ile muhabbet ederken 5 kilometre ötedeki en yakın komşusunun gelmesiyle dünyanın en mutlu insanı olan o yaşlı teyzeleri anlarız. Belki de o zaman Ahmet Narin, o derin bakışları ve sessizliğini, muhabbet ve sohbet ile değiştirebilir.
Yorumlar
Yorum Gönder